Kıyam

Bir rükün olan kıyam; namazda ayakta durmaktır. Farz ve vacip namazların ayakta kılınması farzdır. Bundan dolayı gücü yeten kimsenin oturarak kılacağı farz ve vacip namazlar caiz olmaz. Rükünler farz olduğundan onlara riayet etmek icap eder. Hanefilere göre eller uzatıldığında dizlere ulaşmıyorsa kişi kıyam halinde sayılır. Kıyamda farz olan miktar, okunması istenen Kur’an ayetlerini okuyacak kadar zamandır. Bunlar da tekbir almak, bir fatiha ve bir sure okumaktır.

Kıyamda iken ayakların arasında en az dört parmak kadar bir aralığın bulunması sünnettir. Daha geniş tutulabileceği hakkında da rivayetler vardır. Ayakta durmaya gücü yeten kimsenin farz namazda kendi başına ayakta durması şarttır. Bastonuna yahut bir duvara ve benzeri şeylere yaslanarak namaz kılan kimsenin namazı sahih olmaz. Ancak, namazda kıyam eğer bir özür sebebiyle bir yere yaslanarak olursa namaz sahih olur. Bunun ölçüsü şudur; yaslanılan şey alınacak olsa kişi düşecek durumda olmalıdır.

Kıyam esnasında özürsüz olarak ayakların biri üzerinde durmak mekruhtur. Özürlü olan birinin böyle yapmasında bir mahzur yoktur. Bir kimsenin namaz kılarken ayakta durmaya tamamen gücü yetmezse, gücü yettiği müddetçe ayakta durur, sonra oturur namazını kılar. Hatta yalnız iftitah tekbirini ayakta almaya gücü yeten kimsenin tekbiri ayakta alması sonra oturması gerekir.

Nafile ve tetavvu namazlarda ister bir özür sebebiyle olsun ister olmasın kendi başına ayakta durmak şartı yoktur. Çünkü nafile namazlar kolaylık ve yumuşak muamele esasına dayanır. Ancak bununla birlikte nafile namazları da ayakta kılmak faziletlidir. Eğer özürsüz kıyam terk edilirse edebe aykırıdır ve sevabı eksik alır. Ebu Hanife sabah namazının sünnetini bu uygulamadan müstesna tutmuştur. Teravih namazında da kerahatle caizdir demiştir.

KIYAMIN DÜŞMESİ

Fakihler aşağıdaki hususların tahakkukuyla ayakta durmakta aciz olan kimselerden kıyamın düşeceğini söylemişlerdir;

1) Bir hasta gerçek olarak ve hükmen ayakta durmaktan aciz kalsa namazını oturarak kılabilir. Bu şöyle olabilir; ya hastalık gibi bir özürden dolayı gerçekten ayakta duramıyor veya sıhhatli olduğu halde şiddetli ağrılar duyacağından veya bulunduğu halden daha kötü bir hale düşeceğinden korktuğu için ayakta durmuyor. Her iki halde de oturarak kılabilir.

2) Çıplak olarak namaz kılan kimseden kıyam düşer. Böyle bir kimse avret yerlerini örtecek bir örtü bulamazsa oturarak ima ile namazını kılar.

3) “Selisülbevl” yani idrarını tutamayan kimse ayakta namazı kıldığı taktirde sidiği akacaksa, fakat oturduğu taktirde akmayacaksa, oturarak namaz kılar.

4) Düşman korkusu; bir kimse eğer namazda ayakta durduğu taktirde düşman kendisini görecekse, namazını oturarak kılar. Bu da bir acizlik durumudur.

HASTALARIN KIYAMI

Bir hasta ayakta namaz kılmaya güç yetiremezse namazı oturduğu yerde kılar. Otururken gücü arsa teşehhüde oturulduğu gibi oturur ve böylece namazını tamamlar. Buna gücü yoksa kolayına geldiği şekilde oturur. Gücü yeterke rüku ve secdeye varır. Eğer rüku ve secde yapmaya gücü yetmezse başı ile imada bulunur. Secde için imasını rükudan daha alçak yapar ki ikisi birbirinden ayrılsın. (Rahatlığı sebebiyle secdeye tam olarak eğilemeyen kimsenin secde yerini sandalye veya yastık gibi şeyle yükseltmesi gerekmez. Rüku ve secdeleri gücünün yettiği kadar eğilerek ima ile yapar)

Bir hasta bir yere dayanarak ayakta namaz kılabildiği sürece, farz namazlarını oturduğu halde kılamaz. Yine bir süre ayakta kılmaya gücü yeten kimse, tekbiri ayakta alır, sonra oturup namazını kılar, başka türlü yapamaz.

Eğer namaz kılan kişi, oturmaya gücü yetmezse, sırt üstü yatarak namaz kılar. Ayaklarını kıbleye karşı uzatır, rüku ve secdesini ima ile yapar. İma; namazda başı öne eğmek suretiyle yapılan işarettir. Yan üzeri yatmakta olan bir hastanın yüzü kıbleye yönelik olduğu halde ima ile namaz kılması caizdir. Ancak sırt üstü yatarak ima ile namaz kılmak, yanı üzerine namaz kılmaktan daha iyidir. Çünkü sırt üstü yatmada yüzün kıbleye daha fazla yönelme imkanı vardır.

NAKİL VASITALARINDA NAMAZIN KIYAMI

Bir özür bulunmadıkça, farz namazlar hayvan üzerinde kılınmaz. Vitir namazı, cenaze namazı, tilavet secdesi ve kaza namazı da aynı hükümdedir; İmam-ı Azamdan bir rivayete göre, sabah namazının sünneti de bir özür bulunmadıkça hayvan üzerinde kılınmaz.

Hareket halindeki nakil araçları yürümekte olan bir hayvan hükmündedir. Bu yüzden bir zaruret bulunmadıkça üzerinde farz veya vacip namaz kılınmaz.

Yerinde duran bir araç ise, yer üzerindeki bir karyola ve divan gibidir. Bunların üzerinde namaz kılınabilir. Hareket halindeki bir gemide bir özür bulunmasa da bütün namazlar oturularak kılınabilir. Fakat ayakta kılınması daha faziletlidir. Bu Ebu Hanife’nin görüşüdür. O’na göre, gemide çoğunlukla baş dönmesi olur. Çoğunluk ise sürekli var hükmündedir.

Deniz kenarında veya ortasında duran bir gemi dalga yoksa, yer hükmünde olup, içinde ayakta namaz kılınır. Fakat dalga varsa, hayvan hükmünde olur. Bu yüzden namazı mümkünse dışta kılmak gerekir.

Uçmakta olan bir uçak da, yürümekte olan bir gemi niteliğindedir. Bunun da hareketi veya durması yolcunun elinde değildir. Hayvan üzerinde namaz kılan kimse rüku ve secdeleri ima ile yapar. Secde için rükudan daha fazla eğilir. Hayvan üzerinde bir şey üzerine, mesela hayvanın eğerine, başını koyarak secde etmek mekruhtur.

ŞAFİİLERİN FARKLILIKLARI
1. Ayakta bir şeye dayanarak durmak namaza zarar vermez. Ancak gerek yok iken yapmak doğru değildir. Namazın adabına ters düşer.
2. Sırtüstü, namazını başı ile ima ederek de kılmaya gücü yetmeyen bir hasta, kalbinden sünnetlerle beraber rükünlerini icra eder. Mesela: Kendini ayakta ve rüku halinde kabul eder, bu şekilde diğer namaza ait işleri temsili olarak yapar. Çünkü bunu yapmak mümkündür.
3. Deniz veya gölde su içindeki kalan ve çıkamayan ve hapsedilmiş bulunan kimseler ima ile namazlarını kılarlar ve sonra iade ederler.
4. Kıyamın şartı belini doğrultmaktır. Ayakta sayılmayacak şekilde öne veya arkaya doğru eksik durursa namazı sahih değildir. Yalnız başı eğmekte beis yoktur. Şayet beli rükua varmışçasına bükülmüş ise, olduğu gibi duracak, yalnız gücü yeterse rüku için daha fazla eğilecektir.
5. Düşman gözetleyen veya muharip olan kimse ayakta namaz kıldığında düşman tarafından görülecek ve bundan zarar doğacaksa oturarak namaz kılar. Bir rivayete göre namazı iade etmesi icap eder.
6. Bir hasta ayakta durmaya gücü yettiği hâlde rüku ve secdeye veya yalnız secde etmeye gücü yetmezse, namazını ayakta ima ile kılması gerekir. Secde için yapılan eğilme hareketi, rüku için yapılandan daha aşağı olması gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir