Anasayfa / Oruç / Ramazan Ayının Tesbiti

Ramazan Ayının Tesbiti

Ramazan ayı kamerî aylardandır. Her kamerî ayın başlangıcı ya hilâli görmekle veya bir önceki ayın günlerini otuza tamamlamakla sabit olur. Yay şeklinde görülen her yeni aya, üçüncü gecesine kadar “hilâl” denir.
Şâban ayının yirmi dokuzuncu günü güneşin batışında insanların hilâli araştırmaları vâciptir. Hilâli görürlerse ertesi günü ramazan orucuna başlarlar. Hava bulutlu, dumanlı bulunup da hilâl görülmezse şâban ayını otuz gün olarak tamamlar, sonra oruca başlarlar.
Ramazan ayının yirmi dokuzuncu günü de şevval hilâlini gözetleme çalışmaları vâciptir. Ay görülürse ertesi gün ramazan bayramı başlar. Görülmezse, ramazan orucu otuz gün tutulur.
Ayrıca şâban ayının hilâlini de, receb ayının yirmi dokuzunda araştırmak uygundur. Bu şekilde şâbanın kaç gün olduğu daha iyi anlaşılır. Demek ki orucun ve ramazan bayramının vakti hilâlle tesbit edilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Ramazan hilâlini gördüğünüzde oruç tutunuz, şevval hilâlini gördüğünüzde iftar (bayram) yapınız. Şayet bulut hilâli görmenize engel olursa, ramazanı otuza tamamlayın.” (Buhari, Savm, 5, 11; Müslim, Sıyam, 17-20)
Hilâli gören kimse üç kere tekbir getirmeli ve sonra şöyle dua etmelidir:
“Allahümme ehillehû aleyna bil-yümni vel-imâni vel-emni vel-emâni. Rabbî ve rabbüke Allah.”
Mânası: “Allahım! Bu hilâli hakkımızda bereket, iman, emniyet ve huzur vesilesi kıl. Ey hilâl! Benim ve senin rabbin Allah’tır.”
Diğer bir görüşe göre, ay başlarının belirlenmesinde hesap ile amel etmekte bir sakınca yoktur. Zaten her gün kılmakta olduğumuz namazları, güneşi takip ederek değil, teknolojik gözlem ve hesaplarla önceden belirlenen ve takvimlerde ilân edilen vakitlere göre kılıyoruz. Namazda olduğu gibi, oruçta da önceden yapılmış teknolojik gözlem ve hesaplarla amel edilebilir. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının tesbit ve ilân ettiği vakitlere uymakla sorumluluktan kurtulmuş oluruz.
Ayrıca imsak ve iftar vakitlerinin gözle takip edilmesi daha güzel olur, fakat günümüz insanlarının çoğu bu bilgi, tecrübe ve ehliyete sahip değildir. Özellikle şehir hayatındaki insanların buna imkânı hiç yok gibidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir