Anasayfa / Oruç / Yemin

Yemin

Yemin, “bir işi yapmak veya yapmamak için verilen karara kuvvet kazandırmak amacıyla Allah’ın adını anmak”tır. Yahut kadını boşama gibi bir şeye bağlamak suretiyle yapılan anddır. Misal, “Vallahi şu işi yaptım” veya “yapmadım” demek bir yemindir.
Kasem suretiyle yemin, ya “vallahi, billahi, tallahi” denilmesi gibi Allah Teâla’nın zâtına yemin etmekle yapılır. Veya üzerine yemin edilmesi âdet haline gelen “rahmân, rahîm” gibi isimlerden birine yemin etmekle yapılır. Ya da “ izzet-i ilâhiye, kudret-i ilâhiye” gibi zâtî sıfatlarından birine yemin etmekle yapılır.
Allah’tan ve O’nun sıfatlarından başka şeylere, peygamberlere, Kâbe’ye yemin edilmez. Yaratıklardan birinin başına veya hayatına yemin edilmesi de câiz değildir.
“Kasem ederim”, “Yemin ederim”, “Şehadet ederim”, “Üzerime yemin olsun”, “Üzerime andolsun”, “Allah Teâlâ ile andolsun”, “Allah Teâlâ ile misakım olsun” sözleri de birer yemin sayılır.
Helâli haram kılmak da yemin sayılır. Meselâ, “Şu yemeği yemek bana haram olsun” demek gibi. Bu yiyeceği daha sonra yemek kefâreti gerektirir.
Bir kimse, “Şöyle yaparsam kâfir olayım” yahut, “Yahudi veya hıristiyan olayım” yahut, “Allah’ın kulu, peygamberin ümmeti olmamayım” gibi sözlerle yemin etse durumuna bakılır. Eğer, bu sözü yemin maksadıyla sözünü sadece kuvvetlendirmek için söylemişse, bu bir yemin olur. Yemini bozunca kendisine kefâret gerekir. Fakat bu sözü bununla kâfir olacağına inanarak söylemişse bu yemin olmaz. Böyle birinin tövbe ve istiğfar etmesi ve böylece hem imanını hem de evli ise nikâhını yenilemesi gerekir. Yeminini bozsun veya bozmasın hüküm değişmez.
Dine, imana, kitaba sövmek de küfrü gerektirir. Tövbe ve istiğfar edip imanı ve nikâhı yenilemek gerekir.
Yalan yere, “Allah bilir ki, şu şöyledir, şöyle değildir” denilmesi bir görüşe göre küfrü gerektirir. Diğer bir görüşe göre gerektirmez. Ancak bu büyük bir günah olduğundan hemen tövbe edilmesi lâzımdır. Yalan yere, “Allah şahittir ki” denilmesi de kefâreti değil, tövbe ve istiğfarı gerektirir.
YEMİN ÇEŞİTLERİ
Kasemle (yemin lafızları kullanarak) yapılan yemin üç çeşittir.
1. Lağv Yemini (Boşa Yemin). Yanlışlıkla veya doğru olduğu zannı ile gerçek dışı yapılan yemindir. Dil alışkanlığıyla konuşma arasında sözünü kuvvetlendirmek için “vallahi” denilmesi bu kısımdandır. Yine, borcunu ödemediği halde, ödediğini zannederek “Vallahi borcumu ödedim” diye yemin edilmesi de böyledir. Bu tür yeminden dolayı kefâret gerekmez. Bunun bağışlanacağı umulur.
2. Gamûs Yemini. Yalan yere kasten yapılan yemindir. Görmediği bir şey için “Vallahi gördüm”, borcunu ödemediği halde, “Vallahi ödedim” diyerek bile bile yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır. Bunun bağışlanması için tövbe ederek Allah Teâlâ’dan af dilemelidir.
Gamûs yemininde kefâret vermek icap etmez. Çünkü bunun günahından kurtulmak için kefâret yeterli olmaz. Bu yüzden tövbe, istiğfar gerekir. Böyle bir yeminle başkasına haksızlık yapmışsa ayrıca hakkı sahibine vermeli ve helâllik almalıdır. İmam Şâfiî’ye göre gamûs yemininde kefâret gerekir.
3. Mün’akit Yemin. Gelecekte mümkün olan bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair yemin etmektir. “Vallahi ben yarın borcumu ödeyeceğim” veya, “Vallahi ben falan kimseyle konuşmayacağım” denilmesi gibi. Eğer yemine uygun olarak dediğini yaparsa kendisine kefâret gerekmez. Fakat yemin ederek söylemiş olduğu sözü yerine getirmezse yemini bozulmuş olur ve ceza olarak kefâret vermek gerekir. Yeminini bozmak ister bir zorlama karşısında, ister unutarak, ister yanılarak olsun, hüküm aynıdır.
Hayırlı bir işi yapmamaya veya kötü bir işi yapmaya yemin eden kimse, bu yemini bozup hayrı yapmalı, günahtan kaçmalıdır. Bu durumda yemin bozulur ve kefâret ödenir. Bozulmasında, böyle bir fayda yoksa, yemine riayet edilmesi gerekir. Meselâ, bir kimse içki içmeye, borcunu ödememeye veya annesiyle konuşmamaya, namaz kılmamaya yemin etse, bu yeminine uymaz. İçki içmez, borcunu öder, annesi ile konuşur, namazını kılar, sonra kefâret öder.

YEMİN KEFÂRETİ
Yemin kefareti, yaptığı bir yemine riayet etmeyip onu bozan bir kimseye gereken bir kefârettir. Şu şekilde yerine getirilir.
1. Varsa ve gücü yeterse müslim veya gayri müslim bir köle âzat etmek veya,
2. On fakiri akşam sabah doyurmak, veya,
3. On fakiri orta halde bir elbise ile giydirmek.
4. Bu üç şeyden hiçbirine gücü yetmeyen için peş peşe üç gün oruç tutmaktır. Bu orucun arasına âdet hali bile olsa bir kesinti girerse yeniden tutulması gerekir.
On fakirin sabah akşam doyurulması yerine bir fakiri sabah akşam on gün doyurmak da yeterlidir. Çünkü bir fakir değişik günlerde başka başka fakir yerindedir. Bir vakit yemek verip, bir vakit yemeğin bedelini vermek de câizdir. On ayrı fakire fitre miktarı bir şey verilmesi de yeterli olur. Ancak, bu kefâret için on fitre miktarı bir fakire bir günde verilse, bir fitre verilmiş sayılır. Elbise vermek meselesi de bunun gibidir. Bir fakire on gün birer elbise verilmesi câizdir.
Fakire verilecek elbisenin onun vücudunun tamamını veya çoğunu örtecek bir halde bulunmalıdır. Bu elbisenin iki veya üç parçadan oluşması daha iyidir.
Kefâretin, yemin bozulduktan sonra yerine getirilmesi gerekir. Önce vermesi geçerli olmaz. Çünkü kefâret bir tövbe demektir. Tövbe ise günahtan sonra yapılır. Bir de kefâret, yemininde sadık olmanın yerine geçer.
Yemin birkaç defa bozulunca, o kadar kefâret öder. Yeminlerin yapıldığı yer değişmese de yine hüküm böyledir. Bozduğu bu yeminlerin her birinden dolayı ayrı ayrı kefâret ödemesi gerekir. Gücü yeten kimse böyle yapar. Fakat gücü yetmeyen kimse İmam Muhammed’in fetvası ile amel edebilir. Ona göre, yemin kefâretleri çoğalınca, bunlar bir kefâret ile ödenir. Tercih edilen görüş budur.
Çocukların, delilerin, uykuda bulunanların yeminleri geçerli değildir. Fakat sarhoşluk veren içkilerden birini içmiş olan bir sarhoşun yemini, aklı başında olanın yemini gibidir. Ettiği yemine bağlı kalmazsa yalancı olur, kefâret gerekir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir