Anasayfa / Zekat / Zekatın Şartları

Zekatın Şartları

Zekatın şartları, farz olmasının ve sahih (geçerli) olmasının şartları olmak üzere ikiye ayrılır. Bunları şu şekilde maddeleştirebiliriz:
A) Zekâtın Farz Olmasının Şartları
1) Mükellef Olmak.
Zekât verecek kimsenin müslüman, hür, akıllı ve ergin olması gerekir. Gayr-i müslimlere, köle ve câriyelere, akıl hastalarına ve çocuklara zekât farz değildir. Baygınlık ve koma hali, zekât verme mükellefiyetine mani değildir. Akıl hastası yıl içinde bir-iki gün gibi kısa bir zaman iyileşecek olsa, zekât vermesi farz olur.
2) Nisab Miktarı Mala Sahip Olmak.
Nisab, “İslâm dininin bir şey için koymuş olduğu belli bir ölçü ve miktar” demektir. Zekât verecek kimsenin, temel ihtiyaçlarından ve borçlarından başka nisab miktarı veya daha fazla bir mala sahip bulunmalıdır. Bu miktar malı bulunmayana zekât farz olmaz.
Zekât vermek için gerekli nisab miktarları şöyledir:
• Altının nisabı 20 miskaldir (ortamala 85 gr.).
• Gümüşün nisabı 200 dirhemdir (ortalama 600 gr.).
• Koyun ve keçinin nisabı kırk koyun veya keçidir.
• Sığır ve mandanın nisabı otuz sığır veya mandadır.
• Devenin nisabı beş devedir.
• Tarım ürünlerinde 5 vesktir (yaklaşık 1 ton eder).
• Havâic-i asliyye: Temel ihtiyaçlar zekât dışı bırakılmış olup şunlardır: Oturacak ev ile eve gerekli olan eşya, kışlık, yazlık elbise, gerekli silâh ve aletler, kitap, binek hayvanı, hizmetçi, binmek için vasıta, bir aylık -sağlam kabul edilen başka bir görüşe göre bir yıllık- ihtiyaç maddeleri veya aile masraflarıdır.
• Evde ihtiyaç fazlası olan diğer eşyalar veya çift olan eşyalar ticaret için değilse, zekâta tâbi değildir. Ancak bu fazla eşyaların toplamı nisab miktarına ulaşırsa zekât almak helâl olmaz, kurban kesmek ve fıtır sadakası vâcip olur.
3) Zekâtı Verilmesi Gereken Malın, Artma ve Çoğalma Özelliğine Sahip Olması
Zekâtı verilecek mal hakikaten veya hükmen artmalı, yani sahibine gelir getirmelidir. Malın artması iki türlü olur.
1. Hakiki ve fiilî artış. Bu, doğum, üreme, ticaret ve benzeri yollarla çoğalmaktır. Bu yüzden ticaret amacıyla elde bulunan eşya ve hayvanlar zekâta tâbidir. Yine, dölünü ve sütünü almak için kırlarda otlatılan hayvanlar da zekâta tâbidir. Arazi ürünleri de böyledir.
2. Hükmen artış ise malın çoğalmasının imkân dahilinde olmasıdır. Elde bulunan altın, gümüş ve kâğıt paralardaki artış böyledir. Bunların çalıştırılıp çoğaltılması mümkün olduğu için artışları hükmîdir. Bunlar çalıştırılmayıp kasada bekletilse de nisaba ulaşınca zekât gerekir.
İlim adamlarının meslek kitapları, zanaatkârların iş aletleri aslen büyüyen ve gelişen mallar olmadığından artan mallar değillerdir. Bu yüzden zekâta tâbi olmazlar.
4) Tam Bir Mülkiyetin Bulunması
Zekâtı verilecek malın mülkiyetine sahip olmak yanında, bu malın zilyedi (ele geçiren) olmak da gereklidir. Sahibinin elinde ve tasarrufunda bulunmayan malın zekâtı gerekmez.
Kocasından mehir alacağı olan bir kadın bunu teslim almadıkça zekâtla yükümlü olmaz. Çünkü o mehre mâlik ise de henüz zilyed (eline geçirmiş) değildir.
Yine rehin alanın elindeki rehin mala da zekât gerekmez. Zira bu, borca karşılıktır. Bunda mâlikinin zilyedliği yoktur. Borçlu olan kimse de borcuna karşılık olan bir malından dolayı zekât ile mükellef olmaz. Çünkü bu mala zilyedliği varsa da hükmen mal sahipliği yok demektir. Ancak satın alınmış olup da henüz teslim alınmamış mallar zekât nisabına girer. Sağlam görüşe göre, bunlardan zekât vermek gerekir.
Yolcu olmak zekâta mani değildir. Yolcu malında vekil aracılığıyla tasarruf edebilir.
Dimar maldan da zekât gerekmez. Dimar mal, mülkiyeti devam ettiği halde, geri dönmesi ve bulunması umulmayan mal demektir. Denizde kaybolmuş veya gasbedilmiş mal gibi. Bunlardan yararlanılması mümkün olmadığı için zekât da gerekmez.
Haram malın zekâtı olmaz. Sahipleri belli ise kendilerine geri vermesi farzdır. Sahipleri belli değilse hepsini fakirlere dağıtır. Fakat haram bir mal, helâl bir mala karışmış olur da aralarını ayırmak mümkün değilse, hepsinin zekâtını vermek gerekir.
5) Malın Üzerinden Bir Yılın Geçmiş Olması
Zekât gerekmesi için, bir mal üzerinden tam bir yıl geçmiş bulunmalıdır. Buna “havl-i havelân” denir. Çünkü bu zaman içinde artış ve çoğalma gerçekleşir. Döllenme ve üreme olur, ihtiyaçlar, fiyatlar değişir. Malın elde kalıp kalmadığı belli olur.
Nisab miktarına ulaşan bir malın üzerinden tam bir kamerî yıl geçmedikçe ona zekât gerekmez. Nisab miktarı hem senenin başında hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene içinde azalması zekâtın verilmesine mani değildir. Aksine sene içinde artan mal da, sene sonunda diğer mal ile beraber zekâta tâbi olur.
Oruç ve hac ibadetinde olduğu gibi zekât konusunda da kamerî ay esas alınır ve uygulama ona göre yapılır. Bu da 354 gündür.
Oruç tutmak için ramazan ayını ve hac için zilhicce ayını takip ettiğimiz gibi, zekât için de nisab miktarı zenginliğe ulaşınca, hangi kamerî ayda olduğumuzu, bir sene sonrasının hangi aya rast geleceğini ve zekât verme ayımızın hangi ay olarak sabit olduğunu tesbit etmeliyiz. Herkesin zekât verme ayı farklı olacağından fakirler devamlı desteklenmiş olurlar.
Tenbih: Bir müslüman zekâtı verilmesi gereken nisab veya daha fazla mala sahip olduğu tarihi kamerî takvime göre kaydetmelidir. Eğer bir kamerî sene sonra nisab miktarı veya daha fazla malı varsa zekâtını hesaplayıp verir.
Kamerî yıl geçince elde nisab miktarı mal bulunmazsa o tarihe artık itibar edilmez. Bundan sonra tekrar nisab mik¬tarı veya daha fazla mala sahip olursa artık o gün, hesap¬lamaya esas alınır.
Bir malın üzerinden bir kamerî yıl geçtiği halde zekâtı verilmeden helâk olsa zekât gerekmez. Fakat o mal ile başka bir şey alınırsa veya hibe edilirse zekâtı verilmelidir.
Maalesef, bugün müslümanlar “zekât günleri”ni işin ciddiyetini bilmediklerinden kaydetmiyorlar. Zekâtın hesabını düzgün yapmıyorlar. Zekât, zekâtın hesap gününde tahakkuk eder. Ödemesi ise daha sonra veya önce de olabilir. Halbuki zekâtın hesabı ancak “zekât günü”nde yapılır.
Bunu ihmal etmiş müslümanlar eğer hatırlayabiliyorlarsa nisaba ilk mâlik oldukları günü ortaya çıkarıp, zekât hesaplarını kamerî takvime göre her sene o günde yapmalıdırlar. Nisaba mâlik oldukları günü tesbit edemeyenler ise önce, buna bir tövbe istiğfar etmeli ve sonra kendilerine meselâ, ramazan ayının herhangi bir gününü “zekât günü” olarak tayin etmeli ve her sene aynı günde zekât hesaplarını güzelce yapmalıdırlar.
Zekât farz olduğu gün yani zenginlik miktarının üzerinden bir sene geçince, hemen ödenmeli, yerine ulaştırmalıdır. Gününde ödemeyen, daha sonra ödemelidir. Zekâtı ödemeden vefat edenler borçlu giderler.
Üzerinden bir yıl geçmesi bakımında mallar Ebû Hanîfe’ye göre ikiye ayrılır:
a) Nakit para, altın gümüş ve ticaret malları ile yılın yarısından fazla bir süreyle merada yayılan hayvanların zekâtında, nisaba mâlik olduktan sonra bir yıllık sürenin geçmesi gerekir.
b) Tarım ürünleri ve madenlerde ise bir yıllık süre geçmesi gerekmez. Çünkü pek çok ürünün hasadı birkaç ayda yapılabildiği gibi, bazı topraklardan yılda birden çok ürün de alınabilmektedir. Bu gibi durumlarda yıl sonunu beklemek fakirin aleyhine olur. Bu maddedeki yıllanma şartı dışında tutulma, ancak üreticiler için söz konusudur.
6) Borçlu Olmamak
Borçlu olan kimse, elindeki malından önce borcunu öder, sonra elinde kalan para nisaba ulaşıyor ve bir sene elinde kalıyorsa, ondan zekâtını verir. Yani kul borçları önce ödenir. Üç türlü borç vardır:
1. Şahıslara olan borçlar.
2. Malda Allah hakkı olarak vâcip olup kulların talep edeceği borçlar. Zekât bu kısma girer.
3. Kullar tarafından istenmeyen fakat Allah için yerine getirilmesi gereken borçlar. Nezir, kefâret, hacda işlenen suçların cezaları gibi borçlar.
İlk iki kısımdaki borçları ödeyince, eldeki mal nisabın altına düşüyorsa, o maldan zekât gerekmez. Üçüncü gruptaki borçlar ise, zekâta mani değildir. Bir de borç hangi türden olursa olsun, toprak ürünlerinde zekâtın verilmesine mani değildir.

B) ZEKÂTIN SIHHATİNİN ŞARTLARI
Verilen zekâtın geçerli olması için zekât niyetiyle temlik şarttır. Bunları biraz açıklayalım:
1) Niyet
Zekâtta niyet şarttır. Niyet, zekâtı fakire verirken veya zekât için mal ayırırken bunun zekât olduğuna kalben niyet edilmesidir. “Bu benim malımın farz olan zekâtıdır” diye kalbinden geçirmelidir. Dil ile söylemesi şart değildir. Hatta bir malı fakire zekât niyetiyle verirken bunun bir bağış veya hediye olarak verildiğini söylemek zekâta engel değildir. Zekat için ayrılmış maldan, fakirlere harcama yapılırken de zekâta niyet gerekli değildir. Çünkü baştan zekât niyetiyle ayrılmıştır.
Bir kimsenin niyet etmeksizin fakire verdiği parayı henüz fakirin elindeyse zekâtına sayması câizdir. Eğer fakirin elinden çıkmışsa câiz olmaz.
Zekât vermede vekilin niyeti değil, müvekkilinin niyeti geçerlidir. Bir kimse, zekâtını vermek için bir adamı vekil tayin etse, zekât olarak vereceği malı teslim ettiği zaman veya o malı vekil, fakire vereceği zaman zekâta niyet etmesi gerekir. Vekilin niyeti tek başına yeterli olmaz. Müvekkilin zekâta niyeti varsa vekilin niyeti gerekli değildir.
Bir kimse elinde bulunan bir malı zekâta niyet etmeksizin tamamen sadaka olarak verse, bunun zekâtı kendisinden düşmüş olur. Ancak bu mal ile bir nezre veya başka bir vâcibe niyet etmiş olursa, mala düşecek zekâtı ayrıca ödemek gerekir.
2) Temlik
Verilecek zekâtta temlik de şarttır. Temlik, zekât olarak verilecek mal veya paranın fakirin eline verilerek mülkiyetine geçirilmesi demektir. Bu yüzden zekât fakirin eline geçmedikçe sahih olmaz. Zekât, akıl hastasına veya temyiz gücüne sahip olmayan çocuğa verilmez. Ancak onlar adına anne, baba, vasî veya veli gibi, onu temsil eden kimselere verilebilir.
Bir kimsenin fakirden alacağını zekâtına sayabilmesi için iki yol vardır:
Birincisi, fakirden alacağını zekâta saymak isteyen kimse, alacağı kadar parayı zekât olarak fakire verir, fakir de aldığı bu parayı borcunu ödemek üzere alacaklıya iade eder. Böylece zengin zekâtını, fakir de borcunu ödemiş olur. Eğer fakire bu hususta güvenmiyorsa ona, adına zekât almak ve borcunu ödemek üzere vekil tayin ettirir; muameleyi vekille yapar. Bunda biraz uygulama zorluğu vardır. Hiçbir zengin fakire verdiği zekâta karışamaz ve bir yönlendirme yaparak, “şuraya veya buraya ver” diyemez. Fakir zenginden aldığı zekâtı ona olan borcu için verebileceği gibi, başka bir yere de harcayabilir.
İkinci yol şudur: Bazı âlimlere göre, zengin fakirdeki alacağını ona zekât olarak bırakmak istiyorsa, o malı zekât vermeye niyet eder ve borç olarak fakirde bulunan mal bu yolla fakirin mülküne geçmiş, zengin de zekâtını ödemiş olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir